Colorado Üniversitesi’nde immünoloji profesörü olan Aimee Pugh Bernard, gecede yalnızca dört ila beş saat uyuyor ve ertesi gün hala enerjik kalıyor. Bilim insanları, bazı insanların neden bu kadar az uykuyla yetindiğinin yanıtını genetikte buldu. Ancak uzmanlar, bunun herkes için aynı anlama gelmediği konusunda uyarıyor.
Detaylar 👇
Kaynak: BBC
Colorado Üniversitesi’nde profesör olan Aimee Pugh Bernard, gecede dört ila beş saat uykuyla gün boyu dinç kalabiliyor.
Bernard genellikle saat 22.00 civarında yatıp 04.30 civarında uyanıyor. Bazen hemen uykuya dalamadığında toplamda yalnızca beş saat uyuyor. Buna rağmen köpeğini geziyor, spor salonunda bir saatlik yoğun antrenman yapıyor ve saat 08.00 olmadan bir buçuk saatlik iş çıkarmış oluyor. Babası ve erkek kardeşi de aynı uyku düzenine sahip.
ABD Ulusal Uyku Vakfı’nın güncel incelemesine göre 26-64 yaş arasındaki ortalama bir yetişkinin yedi ila dokuz saat uykuya ihtiyacı var. İnsanların ihtiyaç duyduğu uyku miktarındaki bu büyük çeşitlilik ise uzun süre çözülemeyen bir gizemdi.
Bilim insanları kısa uykuyla bağlantılı nadir bir mutasyon ve yüzlerce yaygın genetik varyant tespit etti.
2019 yılında California Üniversitesi’nden bir araştırma ekibi, uyku süresiyle bağlantılı bir mutasyon keşfetti. ‘Ailesel Doğal Kısa Uyku’ (FNSS) adı verilen bu nadir ve kalıtsal özelliği taşıyanlar genellikle gecede dört ila altı buçuk saat uyuyor. Ekibe kan örneği gönderen Bernard da bu kişilerden biri çıktı. Baş araştırmacı moleküler biyolog Ying-Hui Fu, bu kişilerin bu kadar az uykuyla nasıl ‘gayet iyi’ görünebildiğinin hala araştırıldığını belirtiyor. Farelerle yapılan deneylerde varyantı taşıyanların hafıza kayıplarına karşı da korunduğu görüldü.
2014 yılındaki bir çalışmada, mutasyonu taşıyan ikiz kardeşin diğerine kıyasla yaklaşık bir saat daha az uyuduğu, 38 saat uyanık tutulduklarında ise yaklaşık %40 daha az performans kaybı yaşadığı saptandı. Genel olarak uyku süresinin %30 ila %65 oranında kalıtsal olduğu tahmin ediliyor. Yaklaşık 650 bin yetişkinin verisini inceleyen yeni bir analizde, uyku süresini etkileyen yaklaşık 244 genetik bölge belirlendi. King’s College London’dan Isabelle Austin-Zimmerman’a göre bunların her biri tek başına yalnızca bir dakikalık farkla ilişkili.
Az uykuyla iyi olduğunu düşünenler durumlarını her zaman doğru değerlendiremiyor, uzmanlar temkinli olunması gerektiğini söylüyor.
Daha kısa uykuyla ilişkili yaygın varyantların uykusuzluk ve yorgunluk riskini artırdığı, ayrıca DEHB, depresif belirtiler ve tip 2 diyabetle de ilişkilendirildiği görüldü. Bu durum az uyumanın söz konusu rahatsızlıklara doğrudan neden olduğu anlamına gelmiyor, ancak genetik yatkınlığın her zaman koruyucu bir kalkan olmadığına işaret ediyor.
Washington Eyalet Üniversitesi’nden uyku bilimci Hans van Dongen’in ortak yazarı olduğu bir çalışmada, uykuları dört veya altı saatle sınırlandırılan sağlıklı yetişkinlerin bilişsel performansı giderek kötüleşti. Buna rağmen iki hafta sonunda katılımcılar kendilerini yalnızca ‘biraz’ uykulu hissettiklerini söyledi. Van Dongen, ‘Zihinsel becerileriniz giderek zayıflıyor ama bu bozulmanın da giderek daha az farkına varıyorsunuz’ diyor. Bulguların gelecekte uyku bozukluklarının tedavisinde kullanılacak ilaçların geliştirilmesine yol açabileceği umuluyor.