‘İnsanlardan nefret ediyorum’ cümlesi, kötü geçen bir günün sonunda çoğumuzun ağzından kendiliğinden çıkıyor sanki.
Terapistlere göre bu düşünceye sahip olmak tek başına sorun değil. Ama cümle sık sık tekrarlanıyorsa, asıl hedef insanlar değil, görmezden gelinen başka bir şey olabilir.
Aslında mesele insanlar değil, biriken stres
Evlilik ve aile terapisti Emmalee Bierly’ye göre ‘insanlardan nefret ediyorum’ demek, ‘Bende neler oluyor?’ sorusundan kaçmanın kolay bir yolu. Bierly bunu yanlış yöne çevrilmiş öfke ve suçlama olarak tanımlıyor.
Gergin geçen bir toplantı, akşam yemeği telaşı, araya sıkışan bir veteriner randevusu… Yükler üst üste binince faturayı çoğu zaman karşımızdaki insanlara kesiyoruz. Oysa öfkenin kaynağı genellikle stresin kendisi ya da koyamadığımız sınırlar.
Klinik sosyal hizmet uzmanı Lindsay Goldfarb ise bu cümlenin ardında reddedilme hissi, sosyal kaygı ya da karşılanmayan ihtiyaçlar olabileceğini söylüyor. Ona göre insan doğası gereği sosyal bir varlık; bu ifade çoğu zaman gerçek bir inanç değil, kendini korumaya yönelik bir tepki.
Kötü düşünce yoktur, kötü davranış vardır
Bierly’nin bakışı net: Kötü düşünce diye bir şey yok, ama kötü davranış var. Uykusuz bir gecenin ya da can sıkıcı bir iş gününün ardından bu cümleyi kurmak gayet olağan. Sorun, düşünce davranışa dönüştüğünde başlıyor: telefonlara bakmamak, öfkeyi çevredekilerden çıkarmak, ilişkileri önemsememek.
Uzmanların önerisi, bu ‘nefretin’ neyi örttüğünü sorgulamak. Goldfarb, kötü giden bir konuşma mı yoksa yorucu bir gün mü olduğunu ve hangi ihtiyacın karşılanmadığını düşünmeyi öneriyor. Asıl stres kaynağına yönelmek ve sınırları gözden geçirmek öfkeyi hafifletebiliyor.
Bierly ise kopmak yerine bağ kurmayı öneriyor: Bir arkadaşı ya da anne-babayı aramak, hatta evcil hayvana sarılmak bile iyi gelebiliyor.