Evlilikler çoğu zaman bir gecede bitmiyor. Psikologlara göre ayrılığın ilk sinyalleri, o an önemsiz görünen küçük anlarda saklı: dile getirilmeyen bir teşekkür, telefona dalıp kaçırılan bir bakış ya da ‘Nasılsa biz birbirimiz için yaratıldık’ rahatlığı. İlişki uzmanlarının görüşleri ve binlerce çiftle yapılan araştırmalar, boşanmanın habercisi olabilecek 7 sinsi işareti ortaya koyuyor. İşin umut veren tarafı, bu işaretleri erken fark eden çiftlerin rotayı değiştirme şansı hala var.
Kaynak: BBC Science Focus
Cinsel hayattaki durgunluk ilişki memnuniyetini doğrudan etkiliyor
İngiltere’de ilişki danışmanlığı alanında çalışan OnePlusOne vakfının kıdemli araştırma sorumlusu Dr. Shannon Hirst’e göre yakınlık, çiftlerin kendini aynı takımda hissetmesini sağlayan en güçlü bağlardan biri. Yaklaşık 11 bin çiftin verisini bir araya getiren ve PNAS dergisinde yayımlanan geniş çaplı çalışma da aktif bir cinsel hayatın, ilişki memnuniyetini en tutarlı biçimde öngören beş etkenden biri olduğunu gösteriyor.
Burada belirleyici olan sıklık değil. Asıl önemli olan iki tarafın da bu alandan memnun olması; birlikte geçirilen anın ardından gelen sarılma ve sohbet gibi şefkatli dakikalar da doyumu artırıyor. Uzmanlar durgunluk hissedildiğinde birlikte zaman planlamayı ve yeni şeyler denemeyi öneriyor.
Takdir edilmediğini hisseden eş fedakarlık yapmaktan vazgeçiyor
Yakınlık kadar önemli bir başka konu da görülmek. Essex Üniversitesi’nden sosyal psikolog Dr. Veronica Lamarche, sevildiğini ve saygı gördüğünü hissetmeyen kişinin eşi için fedakarlık yapmaya, onu affetmeye ve öncelikli tutmaya daha az istekli olduğunu söylüyor.
İşin ilginç yanı, 205 çiftle yapılan bir araştırmada insanların eşlerinin kendilerine ne kadar minnettar olduğunu olduğundan düşük tahmin ettiği görüldü. Yani teşekkür çoğu zaman içten geçiriliyor ama dile dökülmüyor. Oysa minnettarlığı göstermek, ilişkilerin bitişini en güçlü biçimde haber veren duygulardan biri olan küçümsemeye karşı da kalkan işlevi görüyor. Hirst’e göre teşekkür etmek bir tedavi değil, sorun büyümeden ilişkiyi koruyan bir önlem.
“Biz birbirimiz için yaratıldık” inancı mutluluğu daha hızlı tüketiyor
Kulağa romantik gelse de ilişkiyi ‘ya olur ya olmaz’ diye gören bu ‘kader inancı’, bir evliliğin ihtiyaç duyduğu emeği gereksizmiş gibi gösterebiliyor. 900’den fazla çiftin takip edildiği bir araştırmada bu inanca sahip olanlar ilişkiye daha mutlu başladı. Ancak iki yıl içinde memnuniyetleri, ilişkinin emekle büyüdüğüne inananlara göre neredeyse iki kat hızla düştü.
‘Gelişim inancı’ taşıyan çiftler ise birlikte plan yapmaya ve gerektiğinde çift terapisine gitmeye daha yatkındı. Hirst ilişkileri bakım bekleyen bir bitkiye benzetiyor: Kendi haline bırakılan bir saksının yeşil kalması beklenemez.
Küçük ilgi çağrılarını geçiştirmek bağı sessizce zayıflatıyor
Emek dediğimiz şey çoğu zaman gündelik hayatın küçük anlarında saklı. Psikologlar John ve Julie Gottman’ın çalışmalarına dayanan ve sosyal medyada ‘kuş teorisi’ adıyla yayılan yaklaşım tam olarak bunu anlatıyor. Eşinizin ‘Bak, pencereye kuş kondu’ demesi gibi basit bir ilgi çağrısına üç şekilde karşılık verilebiliyor: Dönüp ilgilenmek, duymazdan gelmek ya da ters bir yanıt vermek. Uzun soluklu evliliklerde eşlerin birbirine dönme oranı çok daha yüksek çıkıyor.
Gottman’ların olumlu ve olumsuz etkileşimler için önerdiği 5’e 1 oranı başka çalışmalarca sorgulansa da eşin ilgisine karşılık vermenin yakınlıkla bağlantısı defalarca doğrulandı. Sohbetin ortasında telefona dalmak da bu çağrıları kaçırmanın en yaygın yolu ve ilişki memnuniyetini düşürüyor. Lamarche bu karşılığı uzun ilişkilerin temeli olarak görüyor, ama nasıl göründüğünün her çiftte farklı olduğunu da ekliyor.
Kaygılı bağlanma tartışmaları kısır döngüye çeviriyor
Bazı çiftlerde ise sorun karşılık vermemekten çok, tartışmaların hiç bitmemesi. Bağlanma kuramına göre çocuklukta bakım verenlerle kurulan bağ, yetişkinlikteki ilişkileri de şekillendiriyor. Kaygılı, kaçıngan ve kayıtsız-kaçıngan gibi güvensiz bağlanma stilleri, evlilikte daha düşük memnuniyetle ilişkilendiriliyor. Kaygılı bağlanan kişi terk edilme korkusuyla eşini uzaklaştıracak davranışlara yönelebiliyor ve bu da korkularını doğrular gibi bir döngü yaratıyor.
Araştırmalar kaygılı bağlanan eşlerin ilişkideki çatışmayı partnerlerinden daha yoğun algıladığını da gösteriyor. İyi haber şu ki bağlanma stilleri zamanla değişebiliyor. Gündelik hayatta desteklendiğini hissetmek bu etkileri yumuşatıyor, gerginliği dostça bir espriyle dağıtmak da tartışmanın tırmanmasını önlüyor.
Kişilik uyumu sanıldığı kadar belirleyici değil
Tartışmalar uzayınca akla ilk gelen genellikle ‘Karakterlerimiz uyuşmuyor’ cümlesi oluyor. Oysa araştırmalara göre nevrotiklik, yani kaygıya ve olumsuz duygulara yatkınlık dışında kişilik özelliklerinin ilişki memnuniyetine etkisi oldukça sınırlı.
Asıl fark yaratan, ilişkiye özgü göstergeler: takdir edildiğini hissetmek ve eşinin bağlılığından emin olmak gibi. Bu göstergeler memnuniyetin yüzde 45’ini açıklıyor ve kişisel özelliklerden yaklaşık iki kat daha güçlü bir belirleyici olarak öne çıkıyor. Bir başka yaklaşıma göre kişilik en çok ilişkinin başında önem taşıyor, ortak deneyimler biriktikçe etkisi azalıyor. Lamarche’a göre de en önemli iki şey saygı ve karşılık görmek.
Eşin bağlılığından şüphe etmek mutluluğu en çok sarsan etken
Bu göstergelerin en güçlüsü ise bağlılık. PNAS’taki çalışmada ilişki mutluluğunu en güçlü şekilde öngören etken, kişinin eşinin ilişkiye ne kadar bağlı olduğuna dair algısı çıktı. Bağlılık, tartışmalarda daha uzlaşmacı davranmakla ve dengeli fedakarlıklar yapmaya istekli olmakla doğrudan bağlantılı.
11 binden fazla katılımcının yer aldığı bir başka araştırma, bağlılığın yaklaşık üçte ikisinin üç etkenle açıklanabildiğini gösterdi: o anki memnuniyet, başka seçeneklerin ne kadar cazip göründüğü ve ilişkiye yapılan yatırım. Bu yatırımın içinde zaman ve duygusal emeğin yanı sıra ortak birikim, ortak arkadaş çevresi, hatta birlikte bakılan evcil hayvanlar da var. Uzmanlara göre bağlılık büyük jestlerle değil, her gün bilinçli olarak yapılan küçük seçimlerle inşa ediliyor.